Prof. Dr. Haluk Topaloğlu, çocuklarda görülen nöromusküler hastalıklara yönelik gelişmeleri düzenli olarak yorumlamaktadır. 2 Kasım 2022 tarihi itibariyle gelişen tedaviler hakkında yayınladığı güncellemeyi sizlere sunuyoruz.

Çocuklarda Görülen Nöromusküler Hastalıklarda Gelişen Tedaviler – 2022

Prof. Dr. Haluk Topaloğlu

2 Kasım 2022

Sevgili  ailelerimiz,

Son altı ayda beliren önemli gelişmeleri  30 Mayıs 2022 tarihli bilgi notumda ayrıntılı olarak anlatmıştım. Bu yıllık raporda, son bir yıl içinde ortaya çıkan yenilikleri bir önceki yazımın üzerine ekleyerek devam edeceğim. Bir diğer ifade ile bu rapor, yıllık güncelleme olacaktır. Hastalıklar hakkında ve günlük tedaviler (kalp, solunum, kemik, beslenme, ortopedi gibi) genel bilgiler verilmeyecektir, bunlar zaten ayrıntılı olarak bilinmektedir. Bu hususta benim ve arkadaşlarımın kaleme aldığımız diğer notları okuyup değerlendirmenizi tavsiye ederim. Nöromusküler hastalıklarda gelişmeler çok hızlı olup bazen her alanda olduğu şekilde, kısa süreli olumsuz olsa bile zaman içinde gerçek tedavilere doğru yeni birikimler elde edilmektedir.

Sadece nöromusküler değil, diğer birçok genetik hastalık için geçerli olmak üzere ‘kişisel Tıp’ ya da ‘kişiye özel Tıp’ olarak ortaya çıkan ve aslında her hasta ya da hastalık için özgün ve belki de hastaya özel tedaviler ciddi bir hızla gelişmektedir. Bu eninde sonunda gerçek olacaktır. Günümüzde bazı sorunların bulunması araştırıcıları hedeften şaşırtmamakta, deneylerin getirdiği olumlu ya da olumsuz sonuçlarla konu daha iyi anlaşıldığı için bir sonraki kademenin belirmesinde katkı sağlamaktadır.

Örneğin son bir yıl içinde beliren yeni kavramları şöyle özetleyebilirim. Tek başına bir gen tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda diğer yaklaşımlar devreye girer. Ekim 2022’de Halifax, Kanada’da yapılan 27. World Muscle Society (WMS) kongresinde böyle çok çalışma vardı. İlgili konuları araştırmak için irili ufaklı araştırma merkezleri başlamıştır. Ekzon atlamanın daha etkin olabilmesi için verilen moleküle eklenen hücreye girişi hızlandıran moleküller, nano partiküllerin eklenmesi bunların başında geliyor. Bir de hemen her hastalıkta aslında var olan Tıp dilinde ‘inflamasyon’ denen yangı olayları ile mücadele hastalıkların seyrini kötü yönde etkileyen mekanizmaların kırılmasına yöneliktir. Duchenne musküler distrofisi (DMD) için EEV veya PGN-EDO51 hızlı molekül ve Antisense ise ‘yangı’ya karşı örnek olarak gösterilebilir. Spinal musküler atrofi (SMA) için hızlandırıcı BIO101 vardır. Burada adını saymadığım diğerleri de olabilir. Gelecekte Myostatin inhibitörlerinin birleşik olarak kullanılması da söz konusu olabilir

Duchenne Musküler Distrofi

  1. Genetik Tedavi

1.1 Adeno-assosiye viral (AAV) vektörler ile gen tedavisi

İlk olarak yaşları 4-7 arasında değişen 4 çocukta denenen bu tedavide ilk uygulama tarihi 4 Ocak 2018’dir.  Altmış bir yaşında halen yürüyebilen bir Becker musküler distrofi (BMD) tanısı olan bir bireyin (17-48 ekzon delesyonu bulunyor) geni temel olarak alındı.  İlk sonuçlara göre çocuklar birçok ölçümde (klinik ve laboratuvar) %25 iyileşme gösterdiler. Bu tedavi edilen grup için dört yıllık izlem sonucu belirmiştir. Buna göre tedavi etkinliği son yılda bir miktar kayıp göstermekle birlikte halen tatminkar düzeydedir. Buradan yola çıkarak daha geniş kapsamlı yeni çalışma grubu ABD ile diğer Batı ülkelerinde merkezler oluşturuldu. Bu aşamada farklı çalışma kodu ya da adı verilen en az 4 ayrı gen tedavisi araştırması bulunmaktadır. Toplam hasta sayısı yaklaşık 200’dür. En çok hastası bulunan Sarepta’nın sunduğu bu program dışında Pfizer ve Solid ve Fransa’da Genethon ayrı bir çaba içindedir. Açıklanan sonuçlar şimdilik kısmi ya da öncül olsa bile ilerisi için umut verici olarak nitelenebilir.

Gen replasman teknolojisinin önemli bir avantajı, genetik mutasyonun altında yatan ne olursa olsun, tüm hastalara uygulanabilir olmasıdır. Ancak vektör, büyük olan distrofin genini taşımak için yeterli değildir. Diğer bir deyişle gen tedavisi tam iyileşme sağlamaz. Tüm bunlar ise gelişme aşamasında olup zaman alacaktır.

Geçtiğimiz yılın son aylarında beliren bazı yan tesirleri belirtmek isterim. Çalışmaya alınan çocukların %80’inde karaciğer enzimleri bozuldu, zira verilen virüs karaciğere de yönelerek fonksiyonlarını zedelemektedir. Önlem olarak tedavi öncesi yüksek doz kortizon verilme süresi ile karaciğer fonksiyonlarında gelişen bozulmanın inceleme durumu söz konusudur. Birkaç çocukta geçici böbrek yetmezliği (hemolitik üremik sendrom) gelişti ki tedavisinde eculuzimab gibi kendisinin de ciddi yan etkisi olabilecek bir ilaç verilmek durumunda kalındı. Beklenmeyen şekilde gen tedavisinden sonra birkaç gün içinde ortaya çıkan bir başka yan etki yürümenin bozulması, solunum düzensizliği ve kalp tutulumu idi. Ancak bunun geçici olduğu ifade edilmekte. Muhtemelen gen tedavisi olarak verilen moleküllere karşı oluşan bağışıklık sistemi ile ilgili bir reaksiyon biçiminde düşünülmektedir.

İşte bu evrede İran asıllı genç araştırıcı M. Tabebordbar’ın yeni çalışması yeniden umutların parlamasını sağlamıştır. Ürettiği yeni tip bir AA virüsü, içerik ve yapı olarak karaciğere yönelmemekte, bu şekilde iç organ hasarı gelişmemektedir.   Bu yeni düzenlenmiş virüs ile klinik uygulamanın önümüzdeki iki yıl içinde başlayacağını tahmin ediyorum. Oldukça heyecan verici bir gelişme olarak nitelenmesi gereken bu durumda komşu ülkemizden bir Bilim insanının başarısı sevindiricidir. Bu yeni kavram, tedavi sonrası gelişen istenmeyen etkilere karşı iyi bir çözüm getirebilir, zira virüs doğudan kas dokusuna yönelecek, karaciğer gibi organlara zarar vermeyecektir.

DMD için CRSPR/Cas alanında da bir yenilikten söz edebiliriz. Hazırlanan sistem eğer lipid nano partiküller içinde kas dokusuna gönderilirse fare modelinde yapılan deneylere göre bağışıklık sistemine daha az tehlike oluşturmakta ve böylece daha çok ve güvenilir miktarda distrofin proteini üretmektedir. Bu Japonya’da yapılmıştır. Ancak ne var ki CRISPR/Cas için önümüzde çok zaman vardır, bu sistemin genel uygulaması için henüz oldukça erkendir, tabii Tıbbi ahlak yani etik sorunları da beraberinde getirecektir. Aslında biz hatayı düzeltmek isterken belki de başka bir dokuda hasar yaratabiliriz, bu konu açık değildir.

Ayrıca henüz yayınlanmamış bir başka araştırmada ekzon atlama ve gen tedavisinin birleştiği adeta mucizevi bir noktada ABD’den Dr. Kevin Flanigan ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir. Burada özgün bir DMD mutasyonunda (her çocuk için olmaz) verilen kısa gen ekzon atlamayı başararak fazla olan hasta geni (ekzon 2’de duplikasyon, yani iki yerine bir fazla üç kopya)  düzelterek tek düzeye getirip normale yakın distrofin üretimini sağlamıştır. Birkaç çocuk üzerinde uygulanmış, en iyi yanıt en küçük hasta olarak alınan 7 aylık bir bebekte elde edilmiştir. Bu da erken tedavinin öne çıkması gerektiğini bir kez daha düşündürmektedir. Bu gelişmeyi çok güzel bir genetik mühendislik örneği olarak nitelemek isterim.

1.2 Ekzon atlama

DMD hastalarının yaklaşık %13’ü ekzon 51 atlanarak tedavi edilebilir. Ekson 51 için ilk ilaç olan Sarepta-Eteplirsen  ABD’de onay almakla birlikte Avrupa bünyesinde henüz kabul görmemiştir. Ülkemizde Eteplirsen için beklenti büyüktür. Son verilere göre bu tedavi yöntemi yaşam süresini uzatmaktadır. Ayrıca  yürüme yetisine de etkisi  olabileceği söylenmektedir. Ülkemizde yeni bir klinik çalışma başlamak üzere olup bu aşamada ilacın üreticileri dilerlerse resmi kurumlara başvuru yapabilirler. Geniş bir uzman hekim heyeti son durumu değerlendirecektir. Umarım her şey yolunda gider. Avrupa İlaç Ajansı (EMA)’nın da görüşleri bize yol gösterici olacaktır. Henüz Avrupa standartlarında bulunmayan Eteplirsen için tartışma devam edeceğe benziyor. Bu arada Sarepta PPMO adı verilen yeni kuşak ve daha üstün diyebileceğimiz bir ilacı klinik denmeye sürmüş olup ilk sonuçların başarılı olduğu ifade edilmektedir ancak bir yan tesir olarak kabul edilmesi gereken magnezyum düşüklüğü ile karşılaşılmıştır.  Bu konuda yeni ve ciddi verilere gereksinim duyulmaktadır. Bu ilaç için yeni çalışmaların bir kısmı ülkemizde de gerçekleştirilecektir.

Eğer yanılmıyorsam ve kişisel kanımdır ki ekzon 53 için Japonya kökenli NS-Pharma-Viltolarsen tedavisi umut vericidir. Halihazırda Yeditepe Üniversitesi bünyesinde iki ayrı kategoride toplam 15 çocuğumuz bu uluslararası araştırma içinde yer almaktadır.  Artık bazı çocuklarımız hastane yerine evde tedavi görmekte, yani sağlık personeli çocuğun evine gidip uygulamaktadır. Viltolarsen konusunda eksik olan uzun süreli örneğin 4-5 yıllık deneyimin bulunmaması olup bu çocuklar aradan geçen yıllarda kazandıklarını kaybetme riski taşımaktadırlar (hastalığın tabiatı gereği). Bunun dışında uluslararası boyutta Golodirsen (ekzon 53), Casimersen (ekzon 45) gibi projeler sürmekte olup bunların hepsi Viltolarsen de dahil olmak üzere Amerikan İlaç İdaresi FDA tarafından onaylanmıştır. Yani bir hekim dilerse bu ilaçları reçete edebilir ama önce uzmanların görüş birliğinde olması gerekir.

Ekzon atlama kesin bir tedavi değildir, ağır olan bir hasta hafif hale gelecektir, yani DMD sonuçta BMD olacaktır.

2.İlaç Tedavisi

İlaç tedavileri 1950’li yıllardan bu yana süregelmektedir. İlk olarak çeşitli aminoasitler ve vitamin türevleri uygulanmış, sonra bunların yerini kalsiyumu düzenleyen ilaçlar almıştır. Güncel olarak yaş grupları göz önüne alınmak koşulu ile Co-enzyme Q10, karnitin, kreatin gibi destekler verilebilir. Hiçbirinin etkinliği bilimsel olarak gösterilememiştir. Yeni gelişme olarak birkaç hususa değinmek isterim.

2.1. Tamoxifen

Meme kanseri için kullanılan ve piyasada bulunan bu ilacın deney hayvanlarında kas dokusu içindeki harabiyetin önlenmesi ve kas yıkımının azalmasına yönelik etkisi gösterilmiştir. Tamoxifen, İsviçre’nin Basel kenti odaklı bir Avrupa Birliği araştırmasında oldukça geniş bir grup çocukta denendi. İki yıllık veriler değerlendirildiğinde yeterince etkin bulunmadı. Bu aşamada reçete edilmesi tamamen hekim ve aile arasında görüş birliği sonucu olabilir. 2022’nin ortalarında deneyimli bir laboratuvarı olan Helen Blau ve arkadaşları yine hayvan modeli üzerine yaptıkları bir araştırmada Tamoxifen’in dikkate alınabileceğini yazdılar.

2.2. Deflazakort

Kortikosteroidler DMD tedavisinde kullanılmaktadır. Bu tür ilaçlar kas yıkımını yavaşlatarak ve kas gücünü koruyarak hastalığın seyrini geciktirirler, yürüme yetisi 2-3 yıl uzayabilir. Bir çocuk yürümeyi bıraksa bile steroid almaya devam etmelidir. Bu ilaç prednisolone yerine önerilmektedir, ancak yaklaşık 10 yıl önce Almanya’da yapılan büyük bir çalışmada yan tesirler ve özellikle katarakt fark edildiği için araştırma sonlanmıştır. Kişisel olarak bu ilacın prednisolon’a üstünlüğünün gösterilmediğini düşünüyorum, ama tabii aile isterse ve de hekim onaylarsa deflazakort denenebilir. Eskiden beri deflazakort alan bir çocuk buna devam edebilir, yani steroid grubu değiştirmesine gerek yoktur. Bu ilacın gözde katarakt yapıcı özelliği vardır. WMS Halifax kongresindeki tebliğlerde bu ilacın diğer eşdeğerlerine göre daha çok şişmanlık ve kemik harabiyetine yol açığı belirtildi.

2.3. Vamorolone

Vamorolone bir steroid türevidir. Yan etkilerinin bulunmadığı ya da çok az olduğu belirtilen bu molekül, fare deneylerini başarı ile geçtikten sonra ABD’de klinik denemede yeterince olumlu sonuçlar almamakla birlikte diğer klasik sterodilere göre eksik yanı bulunmadığı gerekçesiyle ilaç idarelerine lisans amacıyla başvurulmuştur. Bu ilacın yakın gelecekte raflarda yerini almasını bekliyoruz, zira steroidlerin istenmeyen etkilerini taşımamaktadır. Ancak başvuru sürecinin yavaş gitmesi dikkat çekmektedir.

2.4. Diğerleri

Benzer şekilde kas dokusunun yıkımını azaltmak için çabalar olarak nitelenebilir. Bazı büyüme faktörleri, hormon türevleri, dokunun yıkılma sürecini etkileyen farklı paneller, mitokondriye yönelik araştırmalar bir sistem içinde kullanım alanı arayışı içinde olabilir. Myostatin üzerinden kas dokusunun regüle etme düşüncesi bir örnek olarak verilebilir. Bu grup moleküller de etkinlik için hayvan deneyi sürecini başarı ile geçerlerse klinik alana kayabilirler. Bazıları klinik evreye ulaşmadan kaybolduğu için hepsini tek tek irdelemek gereği bulunmuyor

  1. Hücre Tedavisi

Bu konu için Mayıs 2022 tarihindeki raporuma göre ek bilgi ya da gelişme olmamıştır. Kök hücre üzerine temel çalışmalar uzun sürer. Konunun uzmanlarının en büyük yakınması bir süreklilik ve bütünlük elde edilmemesidir, yani her laboratuvar aynı başarıyı gösteremiyor.

Spinal Musküler Atrofi

Spinal Musküler Atrofi insanda omurilikte bulunan ve hareketimizi sağlayan hücrelerin ölümü ile görülen genetik bir hastalıktır. Ülkemizde son altı ay içinde tedavi ve hastalığı önleme konuları ciddi gelişme göstermiştir Bu hususu sevinçle paylaşmak isterim. Evlilik öncesi taşıyıcı bireylerin tespit edilme çabası özellikle Ankara Belediyesinin toplumsal bir projesi ile başlangıç yapmıştır.  Ardından Sağlık Bakanlığının deveye girmesi sonucu Mayıs 2022 itibari ile ülkemizde doğan her bebekte SMA taraması ve dolayısıyla tanısı başlamıştır. Ülkemizde günde yaklaşık 4000 bebek doğmakta ve bunların hepsinin taraması yapılmaktadır. Bu bir zorunluluktur. Başlangıcın ardından ilk 5 ay içinde 150 kadar bebek yenidoğan taraması ile tanı almış, bunlar hemen yaşamın ilk haftalarında tedavi programı içine alınmışlardır. Böylece kısa sürede çok sayıda bebeğin hayatı kurtulmuş oluyor. Yine aynı çerçeve içinde artık evlilik öncesi her çift için gerekli taşıyıcılık testi gelmiştir, bu da bir zorunluluktur.  SMA gelişmesi için anne ve babanın her ikisinin birden taşıyıcı olması gerekir, bu nedenle çiftlerden sadece birinin (tercihan erkek) DNA testi yeterlidir. Toplumlarda taşıyıcılık oranı 1/40 olarak bilinmekle birlikte bu oran ülkemizde daha sık, örneğin 1/25 olabilir ki bu önemli bir sağlık sorunu şeklinde nitelendirilmelidir. Tedbirin elden bırakılmaması uygun olacaktır, çünkü hastalık olduktan sonra geri dönüşü yoktur. Bunları günlük klinik hayatımda sıklıkla görmekteyim.

Güncel SMA tedavisi iki ayrı platformda değerlendirilir. Genetik tedavi RNA temelli olanlar ve gen tedavisidir.

1. Genetik tedavi

RNA temelli olanlar

Burada amaç ikinci gen konumunda olan SMN 2’den daha çok protein elde etmeye yöneliktir. Bunun için gönderilen molekül gen içinde bir özgül bölgeye oturarak bozuk genin yapısını düzeltme yoluna gidip protein sentezi yapacaktır. Zaten bu hastalıkta SMN 1 geni bulunmadığından ona etkisi söz konusu değildir.

1a. Nusinersen

Nusinersen SMA tedavisinde yerini bulmuştur. Dünyada yaklaşık 13-14 bin hasta bu ilacı almaktadır. Burada en önemli husus tedavinin erken ama çok erken yapılabilme şansının elde edilmesidir. Bunu SMA I için yaşamın ilk 3 ayı olarak belirtmek isterim. Örneğin 6 aylıktan sonra Nusinersen alan bebeklerden ileride yürüme yetisine kavuşan çok az sayıda çocuk olmuştur. Bunun dışında gecikmiş vakalarda skolyoz gelişiminin önüne geçmek mümkün olmamaktadır. Nusinersen bu aşamada yeryüzünde kabul görmüş bir tedavi yöntemi olup ilk 4 yükleme dozundan sonra her 4 ayda bir belden omurilik içine uygulanır. Halihazırda ülkemizde 41 ilde 70 merkez bu tedaviyi vermektedir. Türkiye’de yaklaşık 1100 hasta bu hizmetten yararlanmakta olup bu aşamada ulusal bir veri tabanına gereksinim vardır. SMN2 gen kopya sayısı 1, 2 ve 3 olduğu durumlarda verilir, 4 ise beklenir. Bazı ülkelerde yüksek doz – standart doz karşılaştırması üzerine araştırmalar devam ediyor.

1b. Risdiplam

Ağustos 2020 de FDA, Mart 2021 de Avrupa İlaç Ajansı (EMA)  onayı almıştır. Altı aydan küçük bebekler ile 2-25 yaş arasında değişen farklı çalışma grupları bulunmaktadır. İlk kullanım alanı 2 aydan büyük bebekler için olup ilk iki ayda nasıl olması gerektiği üzerine de yeni tebliğler gelmektedir.  Yaygın kullanım alanı bulabilir, daha doğrusu etkinliği benzer ve ağızdan alınma gibi kullanım kolaylığı açısından bazı ülke ya da merkezler için tercih nedeni olabilir . Ülkemizde geri ödeme kapsamında değildir. Şimdilik ileri derecede skolyozu bulunan ve omurilik aralığına Nusinersen’in yapılamayacağı hastalar tarafından tercih edilmektedir.

2. Gen tedavisi

Gen tedavisi de erken yapılmalıdır. SMA I de bebek doğduktan sonraki ilk bir ay içinde en iyi sonuç verir. Bu olmaz ise ilk 3 ay ve son olarak 6 aylıktan önce gen tedavisi gerçekleşmelidir. Sonrası tıbbi bakımdan geç olacaktır, bunu biliyoruz.  SMA II ve III için henüz veri yoktur, zira büyüklerde damar içine verilemez, mutlaka merkezi sinir sistemine uygulamak (örneğin nusinersen gibi omurilik içine) gerekir ki bu da ayrı bir husus olarak nitelenmelidir. Kasım 2019’da geç tip SMA (II ve III) üzerindeki araştırma hayvan modelinde gelişen ciddi bir yan tesir (omurilik içinde doku kaybı) nedeni ile ara vermiş durumdadır ancak yeniden başlayabilir.  Bu grupta zamana ihtiyaç var. Ayrıca tüm gen tedavileri için geçerli olmak üzere yıllar sonra bu tedavilerin getireceği olası yan etkileri henüz bilmiyoruz, ancak olabileceğine dair bazı ipuçları gelmeye başlamıştır. Örneğin gen tedavisi alan her çocukta en az bir yan etki olur, bunların başında da karaciğer toksisitesi gelir. Bu nedenle bebeklere tedavi önce ve sonrası koruyucu olarak steroidler verilir. Şimdiye kadar iki çocuğun tedavi ile ilişkili olarak kaybedildiği bilgisi gelmiştir. Bir diğer husus AAV karşı önceden getirdiği ya da kazandığı antikor (bağışıklama maddesi) bulunmaması gerekir, zira böyle ise virus hücre içine girip görev yapamaz.

SMA konusunda bir gelişme de yukarıda belirttiğim her üç tedavi metodu için güçlendirici olmak amacıyla myostatin inhibitörleri ya da diğer yardımcı moleküllerin bu özgün tedavilerle birlikte kullanımı düşüncesidir. Buna örnek olarak bir myostatin inhibitörü olan Apitegromab’ın kontrollü kullanımı verilebilir.

Diğer Hastalıklar

Son bir yıl içinde benzer olarak kas dokusunun tamiri, ortaya çıkan ciddi zedelenmenin önlenebilmesi araştırmaları süregelmektedir. Önemli sayılabilecek bir örnek Avusturalya kökenli Antisense grubunun yine ekzon atlama ile bu kez DMD geni değil, kas harabiyetine yol açan bir başka proteinin genine yönelik düşüncedir. Bunun klinik çalışması (adı Antisense)  2023 yılında  ülkemizde de başlayabilir (İstanbul, Eskişehir, Trabzon). Bunun dışında diğer bir musküler distrofi türü olan LGMD’de değişik şekilleri dahil olmak üzere (örneğin alfa, beta, gama, delta) gen tedavi hazırlıkları vardır (ilk aşama geçildi) ancak bu yıllar gerektirir. Bu aşamada bu hastalıkların doğal seyri araştırması başlamıştır, bunların bir tanesi Ankara’da devam etmektedir.

Diğer önemli gelişmeleri de kısa olarak özetlemek isterim. Bunlar (önem sırasına göre değil) şöyle sıralanabilir.

  • Konjenital musküler distrofi’de ‘linker’ protein uygulaması ile mini gen tedavisi. Yine bu hastalığın bir formunda Ribitol verilmesi.
  • DMD için HOPE2 çalışması. Burada kalp kası kökenli özel hücreler kullanılır.
  • Myotonik distrofi için gen tedavi hazırlıkları
  • Fasio-skapulo humeral distrofi’de gen tedavisi
  • X kromozumuna bağlı myotubular myopatide gen tedavisi. İlk araştırmada 9 çocukta uygulandı, bunların 4’ü kaybedildi ama her şeye rağmen umut vermekte.
  • Bir nöropati türü olan CMT1A’da genin susturulması ile ekzon atlama çabası
  • Ağır bir nöropati, GAN için gen tedavisi. İlk veriler hastalığın seyrini önemli şekilde yavaşlattığı üzerinedir.
  • DMD için bir myoastatin inhibitörü Givinostat uygulaması. Yazarlar başarılı oldukları ifade ediyorlar, ancak henüz yayın yok.
  • DMD’de Edgewise grubunun hızlı myosine yönelik gidişatı azaltma çabası
  • SMARD1 hastalığında gen tedavisi
  • SMA için DLC1-AAV gen tedavisi (bu farklı bir proteine yönelik)

Görüldüğü üzere verilen uğraş, gen tedavisi ve ekzon atlama araştırmaları yanı sıra çok sayıda ‘alternatif’ yolların kullanımı üzerine de yoğunlaşmaktadır. Bu son grupta amaç yıkılma sürecinde olan kas dokusunun temel özelliğini korumaya yöneliktir. Bunun içinde toksik maddelerin yok edilmesi, bağışıklık sistemi aracılığı ile yıkımın geri kazandırılması, yazımın başlangıcında belirttiğim ‘yangı’ olayının kontrol altına alınması gibi önemli ve küçümsenmemesi gereken yaklaşım biçimlerinden en az biri ya da fazlası değer kazanıp klinikte uygulama bulabilir.

Mayıs 2023’de ara bilgi özetini sunmayı planlıyorum.

Saygılarımla,

Haluk Topaloğlu